Ana Sayfa Yazarlar 1.05.2019 479 Görüntüleme

Ortadoğu’da Yaşamak

Ortadoğu, konumu ve jeopolitik özellikleri nedeniyle tarihten bu yana birçok kavmin veya devletin istilasına ve saldırısına uğramıştır. İnsanlık burada çoğalmış ve dünyaya yayılmıştır. Peygamberler bu coğrafyadan çıkıp tebliğ etmişlerdir.

Adem ile Havva cennetten bu bölgeye gönderilmişlerdir. İnsanlık tarihinin ilk katili Kabil, Habil’i burada öldürmüştür. İlk kıskançlıklar, mücadeleler burada yaşanmıştır.

Nuh tufanı burada olmuştur. Kavimler burada helak edilmiştir; Ad, Semud, Lut vs.. Davut ile Süleyman Peygamberler müthiş Krallıklarını burada kurup, Hz. Süleyman (a.s) cinlere, hayvanlara ve doğaya burada hükmetmiştir.

Yakup (a.s) Yusuf’unu burada kaybetmiş, dünyalar güzeli Yusuf Peygamber kardeşlerinin ihanetine uğrayıp atıldığı kuyudan buradan Allah’ın izni ile çıkmayı başarmış ve köle olarak satıldığı Mısır’a burada Sultan olmuştur.

İbrahim Peygamber, İsmail ve Hacer’i Mekke’ye getirip gittiği vakit, Hz. Hacer susuz kalan İsmail’i için Safa ile Merve arasında koşup su bulmaya çalışırken İsmail’in, küçük eliyle vurduğu yerden su fışkırmış ve asırlar boyunca günümüze kadar gelen Zemzem suyu buradan çıkmıştır.

Hz. Eyyüb (a.s) Kralın huzurunda söylenmesi gereken sözleri söylemeyip sessiz kaldığı için Allah tarafından kendisine hastalık verilmiş 18 sene bu hastalıkla uğraşmış malını, evlatlarını her şeyini kaybederek yaşamış, en sonunda Eyyüb Peygamber Rabbine şöyle dua ederek seslenmişti; Bu hali Kur’ân’da şöyle anlatılır: “Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.” Ve Allah ayağını yere vurmasını istedi çıkan su ile yıkanıp iyileşti, eski güç ve ihtişamına burada ulaştı.

Yunus Peygamber uzun uğraşlar sonucunda kavmini imana getiremedi ve Allah’ın izni olmaksızın kavmini terk etti. Kavmi pişman olup onu aradı ama bulamayınca dağlara çıkarak toplu tövbe ettiler, Allah tövbelerini kabul edip affetti. Helak izni verildiği halde kurtulan tek kavim Hz. Yunus’un kavmidir. Allah’ın talimatını beklemeden giden Yunus Peygamber’i Allah, yunus balığının karnında tuttu. Peygamber’in sessiz bir haykırışla ettiği duası şöyleydi; “Senden başka ilah yoktur. Sen eksikliklerden uzaksın ve yücesin. Ben zalimlerden oldum.” Bu dua ile Allah onu balığın karnından çıkararak tekrar kavminin başına gönderdi.

Musa (a.s), İsrailoğulları’na Peygamber olarak gönderildi. Firavunun sarayında yetişti ve oradan tebliğe başladı. Ancak sarayında büyüyen Musa’ya karşı en sert muhalefet Firavun tarafından geldi. Musa (a.s) kendisine iman etmiş kavimlerle hicret etmek istedi. Bunu duyan Firavun askerlerini toplayıp Hz. Musa’nın peşine düştü. Kızıldeniz’e geldikleri vakit önlerinde deniz arkalarında askerler vardı. Allah’ın yardımı ile mucize gerçekleşti. Kızıldeniz on iki parçaya ayrıldı. Musa ve kavmi geçip kurtuldular. Firavun ve askerleri bu coğrafya da boğulup helak oldular.

 “Asanla denize vur” diye vahyettik. Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa’yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.” (Şuara Suresi: 63-68) 

İsa (a.s), kendisine iman eden havarileri ile tebliğ etmeye çalışıyordu. Ölüleri diriltiyor, hasta olanları iyileştiriyor, gönüllere dokunuyordu. O, Meryem oğlu İsa idi. Haşa Allah’ın oğlu değildi. On iki havarisinden ikisi Ona ihanet ettiler. Saklandığı yeri askerlere söylediler. Askerler Hz. İsa’yı yakalayıp çarmıha gerdiklerini zannettiler ama Allah elbet Peygamberini yalnız bırakmayacaktı. İhanet eden havarilerinden birinin suretini değiştirip Hz. İsa’ya benzetti ve askerler onu çarmıha gerdi. İsa (a.s), Allah tarafından çoktan göğe yükseltilmişti.

Ve son Peygamber alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v)… O, şefkat ve merhamet Peygamberiydi. Onu öldürmeye gelenler onda diriliyorlardı. Çölleri, kurak iklimleri gül bahçesine çeviriyordu. Kırk yaşına gelince inzivaya çekildiği Hira-Nur dağında ilk vahye muhatap olacaktı. “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı ‘alak’dan yarattı.”  Öylece zor ve çileli yıllar başlamış oluyordu. Mekke’nin aristokratları ona karşı duracaklar,  en büyük tepkiyi öz amcası Ebu Leheb den görecekti. Kendisini koruyan, gözeten amcası Ebu Talib ve ilk günden bütün malını feda eden vafakar eşi Hz. Hatice’yi art arda kaybedecektir. Hüzün yılında Allah Peygamberini, Miraca yükseltecekti. 23 yıllık Peygamberlik süresini insanlara tebliğ ile geçirmiş, tüm zorluklara göğüs germişti.

Onun şehirleri Mekke ve Medine Ortadoğu’nun kalbi, İslam dünyasının göz bebeğidir. Ancak şu anki sahipleri emperyalizme köle olup, silahı din kardeşlerine yöneltmiş durumdadırlar.

Ortadoğu’da birçok devlet ve millet yaşamıştır. Bazıları adaletle bazıları ise zulüm ile hükmetmişlerdir. Hz. Ömer döneminde fetih hareketleri hızlanacak İslam bu beldelere girecektir. Dört halife devrinden sonra Emeviler, Abbasiler, Şii Büveyhoğulları, Tolunoğulları, Ihşidiler, Gazneliler, Eyyubiler, Fatımiler, Memlükler, Selçuklular ve nihayet Osmanlılar buraları yönetmişlerdir. Osmanlılar, bölgeyi kontrol altında tutup halklara hoşgörü ile davranmışladır.

Osmanlı yönetimindeki Araplar huzurlu zaman geçirip birlik olmuşlardır. Ancak Osmanlının yıkılıp bölgeden el çektirilmesi ile emperyalistlerin işgal sahası olmuştur. Halkı bir millet olmasına rağmen bölge, küçük parçalara ayrılmış ayrı ayrı devletçikler kurulmuştur. Bu işlem Batılı devletler tarafından sınırları haritalar üzerinde çizilerek yapılmıştır.

Son yüz senedir Ortadoğu coğrafyasında kan ve gözyaşı eksik olmamıştır. Kardeşi kardeşe kırdırarak kaos ve iç savaş çıkartmışlardır. İştahları kabartan zengin yeraltı kaynakları nedeniyle emperyalist güçlerin burayı terk etmeleri hiçbir zaman beklenmemektedir. Önemli olan Müslüman halkların bu ayrışmadan çıkıp ne zaman birlik olacaklarıdır. Çünkü Batılı güçlerin planı her devrede işlerlik halindedir.

Fırsatını buldukları anda düğmeye basıp şehirleri harabeye çevirebilme güçleri vardır. Üstelik bunları kendileri yapmazlar, bölgedeki işbirlikçileri ve hainler tarafından yapıp hiçbir şey olmamış gibi ülkelere demokrasi pazarlamaya kalkarlar.

Son olarak Arap Baharı ile bunu deneyip başarılı oldular. Ortadoğu kan gölüne döndü. İnsanlar yurtlarını terk etmek zorunda kaldı, bazıları bombalar altında ölüp gittiler. Şehirler yıkılıp harabeye döndü, Suriye hala karışık bütün güçlerin ve terör gruplarının harekat alanı.

Ülkemiz çepeçevre kuşatılmış durumda. Bir sonraki hamle herkesin bildiği gibi İran’dır. ABD, geçen gün devrim muhafızlarını terör örgütü listelerine aldığını duyurdu, İran da buna karşılık verdi ve yasayı meclisinden geçirdi.

Ortadoğu umut vaat etmiyor, burada yaşamak hiçbir dönemde olmadığı kadar zor ve imkansız hale gelmektedir. İnsan onurunun hiçe sayıldığı, katillerin kol gezdiği, sokaklarında çocukların koşturması gerekirken bombalarla hayalet şehirlere dönen, ailelerin parçalandığı bir coğrafya… Yine de ümit edelim… Belki bir gün…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Hazır Site by Uzman Tescil